Nankörlük ve pişmanlık aşkın neresindedir?

brlbo.com

Hayatın içindeki tüm sesleri; yaşantımız boyunca duyuyor, dinliyor, beğeniyor ya da beğenmiyoruz. Zaman zaman duymaktan yorulduklarımızı dinlemenin mecburiyeti altında huzursuzlaşıp, duymazdan gelmeye çalışıyoruz. Gürültülü ve yorucu hale geldiğinde de hiç bir şey duymak istemediğimizi söylüyoruz.

Bu söylediğimizi ilk duyan kim olabilir?

En yakınımızdaki, bizi bizden daha iyi tanıyan, aklımızdan geçeni dahi bilen, en çok anlayan, her dediğimizi dinleyen, hiç bir dediğine kulak asmasak da bize kulak tıkamayan, sürekli bizimle olan, işimize gelmeyenleri söylese de susturduğumuzda bize küsmeyen : ‘ BEN ‘

Çünkü tüm şikayetlerimizi ya da memnuniyetlerimizi ilk önce duyan; içimizde; kimine göre çenesi düşük, ukala, kimine göre arada bir konuşan, ağır başlı varlığımız, öz benliğimiz, en içten halimiz, iç sesimiz. Tüm düşüncelerimizi aklımızda canlandıran kendi sesimiz. Ağzımızdan çıkanı kulağımıza duyurmamayı başardığımızda bile mükemmel bir dublaj ile hiç atlamadan tüm düşüncelerimizi kendimize duyuran iç sesimiz.

İşte, BEN’den bir iç seslendirme :

– Nankörlük ve pişmanlık aşkın neresindedir?
– Dışarısındadır.
– Nasıl bu kadar emin olabilirsin ki?
– Sen bunu Aşk’a sorduğuna göre, en net bilen aşk duygun olarak benim. Sen “İyilikbilmezlik” ve “Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülmek” aşkın neresinde diye soruyorsun.
– Kütüphane yakınında galiba! Tamam, sözlük anlamlarına göre de evet, sorum bu!
– Benim olduğum yerde bu ikisi de olmaz.
– İyi de bütün aşk hikayelerinde nankörlük ve pişmanlık var, nasıl senle ilgili olmadığını söylersin.
– Hikayelerde okuduklarınla beni analiz edeceksen hiç konuşmayalım.
– Alınma hemen, ben gördüğümü söylüyorum.
– Sorun da tam burada zaten, beni; görmez hisseder aşık olan.
– Nankörlük ve pişmanlıkla ne ilgisi var?
– Aşık olan adına konuşabilirim.
– Tamam ben de nankör ve pişman olarak dinlerim.
– Aşk; sevginin yoğunlaşarak ele avuca, tene yüreğe, akla ruha, güne geceye bulaşması olduğuna göre, bunu var eden kaynaktan doğrudan sevilene ikram ediliyordur.
– Bu yeni bir bilgi değil.
– Peki, böylesi bir güzelliği sevdiğine ikram ettiğinde ya da sunduğunda bunun için bir karşılık mı bekliyorsun?
– Pek sayılmaz ama…
– Ne sayılır? Doğal kaynak suyunu para karşılığı satmak mı? Yoksa varlığında, içinde, tümünde üretilen bir duygu olan sevgiyi, senin sevdiğine bir armağan olarak sunmak mı?
– İyi de bu armağana karşı olan tutumu nankörlük içeremez mi?
– Niye, sen sevdiğine onu severek iyilik mi yapıyorsun ki; iyilik bilmez, iyilikten anlamaz olarak etiketliyorsun davranışına bakarak.
– Burdan bakınca haklı görünüyorsun ama …
– Sevmek için doğru bir bakış açısı mı var? Sonuçta sevgiyi koşullandırdığında bir beklenti ve karşılık içermesi kaçınılmaz olur. Sevmek sadece sevgiyi sunma eylemidir.
– Sorduğuma pişman olucam gibi görünüyor.
– Demek ki; sen de sormaktan dolayı üzüntü duydun pişmanlığa yelken açıp ama ben pişman değilim seni cevapladığım için. Tıpkı sevdiğimden pişman olamayacağım için. Çünkü doğama aykırı. Sevgi başka ne için var olabilir ki, sevmek dışında. Baktığımda görme işlevi sağlayan gözlerime; görmemesi gerektiğini ikna etmeye çalışmam gibi bir saçmalık.
– Yine de Aşk; nankörlük ve pişmanlık ile ilgili.
– Elbette, biz de bu gezegen ile ilgiliyiz sonuçta. Dışımızda olanlardan dolayı sorumlu değiliz. Ancak dışımızda olanları da değiştirmek ya da kabullenmek ile sorumlu olabiliriz.
– O zaman nankörlük ve pişmanlık aşk ile ilgisiz diyemeyiz.
– Kendini haklı çıkartmak için zorluyor gibisin.
– Elbette hayır, sadece anlamaya çalışıyorum.
– Anlaman gereken sevginin sağladığı güzelliğin yeterli olup olmadığıdır. Nankörlük ya da pişmanlık olarak adlandırdığın bir tutum ile karşılaştığında, -eğer sevgin ile ilgili kuşkun yok ise-, sevdiğin ile kurduğun bağ üzerinde bir pürüz vardır. Göremediğin belki de görmek istemediğin. Sen seviyorsun diye dünya seni ayakta alkışlamaz. Sevdiğin için ödüllendirme bekleme.
– Şimdi ihale üstüme mi kaldı?
– Eh, suçlamayı sen yaptıysan eğer nankörlük diye, evet!
– Peki, pişmanlık?
– O hangi tarafa ait olduğuna bağlı olarak değişir. Sen isen, sevdiği için pişman olan, zaten sevmemişsindir. Çünkü sevmek pişmanlık içermez. Kesin bir pişmanlık hissediyorsan üstüne giydiğin bir kıyafetin pişmanlığıdır. Çünkü sevgi; tenin, ruhun, duygun, hücrendir. Fakat sevdiğin kişide bir pişmanlık varsa, sevginin onu herhangi bir sebepten dolayı beslemediği ya da besleyemediği gibi bir durum olabilir. Sahip olduğun sevgi yeryüzündeki herkesi mutlu edecek şekilde pastörize edilmiş bir halde sunulmaz. Öyle kendini pek yüceltme sevdiğin için. İyi insan oldum diye ödül beklemekten farklı değildir bu beklenti.
– Burdan pek sevindirici bir sonuç çıkacak gibi görünmüyor.
– Niye sevdiğin için pişmanlık duymak mı isterdin, günlerce acı çekmek mi hoşuna giderdi duvarlara eğri büğrü kırık kalpler çizip artık sevmeyeceğim diye yazarak.
– Sende de hiç mi üzüntü yok?
– Neden olmasın ki, sevgi tüm duyuları ve duyguları içinde barındırır. Sevinç olduğu gibi keder de vardır. Sadece sevgi; beğenilmedi diye acı çekmez. Taşı sevip yeşermedi diye kahrolmak gibi olur bu, “yeşermesi için mi seviyordun yoksa taş haliyle mi?” diye sorarım o zaman da ben sana!
– …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir