Ne aşık ne maşuk, sadece Aşk olsam olur mu?

brlbo.com

– Yerimde gözün var galiba.
– Var! Aşk olmak istiyorum.
– Nasıl olacağını da düşünmüşsündür mutlaka.
– Evet! Sen, Ben olacaksın, Ben de senin yerine geçip; Aşk olacağım.
– Bu kadar kolay mı olacak?
– Bu yüzden ‘olur mu?’ diye sordum.
– Olmaz elbet.
– Niye? Sen bende isen, Ben niye Sen olamıyorum. Aramızda ayrı gayrı mı var? Benim olan senin ise, Aşk niye Ben olamıyorum?
– Ben duyguyum, sen ise duygulu.
– Tamam işte, ben bir duyguya aidiyet eki olmak istemiyorum. Kendisi olmak istiyorum.
– Neyin değişeceğini düşünüyorsun ki?
– Duygu; duyguyu yaşayacak bedenin duygusu ile sınırlı.
– Bu durumda sen de uçamadığın için kanat olmaya karar verdin!
– Hayır havadaki Aşk olmak istiyorum, soluduğumuz oksijen gibi. Bedensizce, bedelsizce, bensizce, sessizce, sakince!
– Durdurun dünyayı inecek var der gibisin.
– Merak etme hiç inesim yok, tam tersi dünya ile dönmek, hayat ile dolmak, sevgi ile olmak, huzurla coşmak, sevinçli kalmak istiyorum.
– Aşık olarak da bunları yapabilirsin. Arada ne fark olucak Aşk olursan?
– Aşık olduğunda midende kelebekler uçuşur ya, işte ben o uçuşan kelebek olmalıyım.
– Ömrün uzun mu geldi? Koca bir ömür aşık olarak yaşamaya karşı, niye anlık olanı seçiyorsun.
– Senin için söylemesi kolay. O an dediğin; benim için, gelip geçene kadar süren zaman parçası. Üstelik her geçiş bir bedel ödetiyor. Kısa ya da uzun sürmesinin önemi yok, her koşulda sonunda hep acı var. Oysa sen; sürekli o güzel anlar oluyorsun. Torpilli olan kim sence?
– İyi de sen de sürekli Aşık oluyorsun, güzel sese, güzel göze, güzel öze ve güzel olan her ne görüyorsan ona. Ayrıca geçirdiğin bir güzel saati; bir saniye sürmüş gibi görürken, kötü geçen tek saniyeyi; bir saattir acı çekiyormuşsun gibi gördüğünü ben değil, Einstein söylüyor: senin göremediğine Görelilik diyerek. Üstelik; senin kısacık bulduğun ‘o her güzel an’ sonrası sürekli yenilenip tazeleniyorsun, ömür boyu acı çekiyorum diyemezsin. Hele de onca Aşk acısı çekip sonra da Aşık olmaya yelken açanların bolca yaşadığı bu gezegende sana engel olan mı var?
– Var, engel olan Maşuklar!
– Hah şöyle, çıkar baklayı ağzından. Aşk acısı çekiyorsun diye Aşk olucaksın. O zaman acın mı hafifleyecek sanıyorsun. İstersen gel Aşk olmak yerine Acı olmayı seç. Belki daha rahat edersin. Hatta acı çekmekte sınır da tanımazsın. Olmadı öfke olursun. Baktın bu da işe yaramadı, bi ara da kendin olmayı denersin. Elbet bir gün fark edersin; Sen zaten onlarsın, tamamısın, bütünlerisin. Aynada yansıyan görüntünü olmak isteyeceğine, kendin ile tanış.
– Neden hissedemiyorum peki?
– Sürekli nefes almak istediğin için olabilir. Her aldığın nefesi geri verdiğin sürece, yeniden nefes alabildiğini söylemek; teknik olarak biraz garip olsa da sanırım hatırlatmak zorundayım. Bak işte buna Hayat deniyor. Sürekli nefes alamazsın, ciğerlerinden geri geleni dışarı üflemedikçe.
– Hep acı çekmek zorunda mıyım?
– Bu bir zorunluluk değil, sadece yaşam! Mutlu olmak yerine mutluluk olmayı istiyorsun. Mutlu olmayı içine çektiğin nefes olarak düşün, mutsuzluklar da verdiğin nefes olsun. Mis gibi oksijeni ciğerlerine cekip, karbondioksit gibi kendine bile zararlı bir gaz halinde geri vermekte bir sakınca görmüyorsun ama kokladığın mutsuzluk olunca gezegende hiç mutluluk kalmadı sanıyorsun. Hala ısrar ediyor musun, hava değilim hava olsam diye. Farkında bile değil gibisin sonsuz Aşk tüm hücrelerinde, varlığında, ruhunda. Bir düşünsene; Aşk sende olmasa, Sen nasıl aşık olacaksın? Hala Aşk olsam mı diyorsun?
– Ordan bakınca burası öyle mi görünüyor.
– Benim nasıl gördüğümün önemi yok, asıl senin kendi içini görmen gerek. Aşık olduğunda sana mutluluk kapılarını açan bir şifre verilmiyor! O kapılara giden yolun aydınlanıyor. Nasıl gideceğin, yolda kalacağın ya da kaybolacağın ve sonsuzluğunun sende ne kadar süreceği özünde saklı. Sen daha Aşk olduğunu bile bilmiyorsun, benim akıl dolu bir ömürlük bedenine sonsuz Aşk’ı sığdırmaya çalışan varlığım. Unutma da bi ara Çengelköy’e simit almaya git.
– Ben diyorum; Aşk olayım, sen diyorsun; Simit alayım?
– Simit midendeki kelebekler için, asıl niyetim gitmişken Çengelköydeki 800 yıldır hayatta olan çınar ağacını ziyaret etmen.
– Ne görücem ki orda?
– Sen görmeyeceksin, çınar seni görecek; önünden gelip geçen bir kelebek olarak.
– […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir