Seni çok seviyorum!.. sanırım [1]

“Her nefesinizde sevginizi hissedebiliyor musunuz”

Ne kadar çok severseniz sevin sevginizin hammaddesini bilmek zorundasınız!

Sevginin özü o çokluğun içinde olması gerektiği kadar çok değilse imitasyon bir sevgi var demektir elinizde, sevdiğinize verdiğiniz ya da sevildiğinizden aldığınız. Kuşkulu kuşkulu sevilmek, analiz edip kimyasını tablolamaktan daha iyi değil midir?

“Gezegen bu haldeyken eldeki sevgileri laboratuvarlarda analiz ettirmek ne geçirir ki elimize? Neyse ne, hayatımızda ve işe yarıyor! Napalım yani, filtresiz sevgiyi kim kaybetmiş de biz bulalım?”

tarzındaki düşünceler aslında kaybedilmeyen ve bulunmaya gerek duymayan kaynağımızdan bizi biraz daha uzaklaştırıyor olabilir.

“Kim karşısındaki varlığı nasıl sevdiğini bilmez?”

Sevgi;

“İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu”

diye tarif ediliyor Türk Dil Kurumu sözlüğünde. İçeriği ve anlamlandırılışıyla ilgilenmeden “duygu” olduğunu söylemesini yeterli bulup bunun üzerinden sorgulamaya devam edelim.

Duygu;

“Duyularla algılama, his – Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim – Önsezi – Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği – Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik”

olarak belirtiliyor yine aynı kaynakta. Demek ki; duygu için insan içinde var olan diye netleştirebiliriz. Bu da sevgi bizim bir duygumuz ise onun da dışımızda olması ya da dışardan edindiğimiz bir kaynak olmadığını gösterir bize.

“Napalım yani, filtresiz sevgiyi kim kaybetmiş de biz bulalım?”

O halde sevdiğimiz zaman kullandığımız sevgi içimizdeki bir kaynaktan üretiliyor. Ne kadar güzel, bilinmezmiş gibi bir keşif edasıyla yazmaya devam edip, bir yeni keşfe geçebiliriz. Tıpkı bu kaynağın bizim tarafımızdan da etkilendiğini söyleyerek sanki bir başka bilinmezi deşifre edermiş gibi. Peki, bunları bilmek bize ne kazandırır hele de zaten bilmediğimiz bir konu olmadığına göre. Düşünelim!..

“Biz sevgimizin kimyasını biliyoruz zaten analize götürmemize gerek yok, bünye üretiyor diye tahlil yaptıracak halimiz yok. Kim karşısındaki varlığı nasıl sevdiğini bilmez?”

Şimdi de siz düşünün!.. Her nefesinizde sevginizi hissedebiliyor musunuz sevdiğiniz için ürettiğiniz? Gözlerinizde canlanıyor mu sevginizin ışığı onu gördüğünüzde? Damarlarınızdaki kimyasalların akış hızı sevginizi hissettiğinde hiç mi değişmiyor yoksa rafting kıvamına mı ulaşıyor?..

“İyi de sen aşk’tan bahsediyorsun!”

diyor olabilir misiniz?

“Bu dediğin aşık olunca olur”

diye de ekliyor bile olabilirsiniz. Tamam, sizin dediğiniz gibi olsun ama devam edelim deşelemeye, kaynağa biraz daha yaklaşıp?..

>>> devam edecek >>>

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir